30 Haziran 2009 Salı

print almak ne kadar zor olabilir?

Dün çok güzel bir gün geçireceğimi zannediyordum, fazlasıyla yanılmışım. İşte detaylar:
Dün için Kopenhag planları yapmıştım zira tasarım üzerine bir belgesel olan Objectified'ın İskandinav prömiyeri yapılacaktı Kopenhag'da. Ben de parama kıyıp internetten bilet aldım (12 euro). Sonra da pek bir heveslendim. Aldım haritayı elime, açtım kopenhag turist sitesini, müzeler, sergiler vs. okudum, seçtim, işaretledim. Bir tasarım, sanat günü olsun dedim. Velhasıl olamadı. Sebebi ise o kadar salak ki... Şimdik bu internetten aldığım biletin geçerli olabilmesi için kimlik, kredi kartı ve mailine gönderdikleri faturanın 3ünün bir arada bilet gişesine gösterilmesi gerekiyormuş. Yüzbin yerde bunu özellikle vurgulamışlar. Bu sebeple faturanın çıktısını almam gerekiyordu. Bir de müze vs. girişinde indirim için öğrenci kimliği niyetine kabul mektubumun çıktısını alayım dedim. Ablam bu angaryayı kendi yapmayı önerdi. Ben de aa olur mu kendi işimi kendim yapayım, hem de öğreneyim buradaki işleyişi dedim. Buranın kırtasiyesine gittim. Amma velakin kapı duvar. Ablama telefon ettim, telefon duvar. Dedim şurdaki kırtasiyesimsi yere sorayım, beni başka bi printciye gönderdi. Orada hayatımın şoklarından birini yaşadım. Zira 3 adet siyah beyaz A4 için çocuk bana 170 İsveç kronu hesap çıkarttı. Zönk dedim. bu ne ya, bi kağıda bi hesaplamalar yapmış. 3 çarpı 3 artı 160 falan filan. Dedim heralede bu 160 membership falan. Yok değilmiş neymiş alete her çıktı gönderiminde bu ücreti alıyolarmış. Bi anlam veremeden çıktım. Sonradan jeton düştü, bu akıllı a4 çıktıları plotterdan vercekti galiba bana. Oksijen fazlasından beyni sulanmış heralde. Sonra ablamın telefon açıldı. Bana kütüphaneyi tarif etti, gittim, neymiş kapalıymış. Öteki kütüphaneye gittim. Neymiş sistem arızası varmış. Bla bla bla. Kafayı yedim en sonunda aman dedim almıyorum print mrint lanet olsun. Sonra tren istasyonuna gittim. Treni kaçırdım. 15dakka falan bekledim, trene bindim, Malmö'de indim. Kopenhag bileti aldım. Merkez istasyonda indim. Bir elimde harita, caddelerin ismini kontrol ede ede koştum. filme yetişmeyi başardım. Ve kimse aptal faturayı sormadı. Boşu boşuna bi ton uğraşmışım vaktimi gereksiz yere harcamışım. Planladığım hiçbir yere gidemedim haliyle. Filme gelinceeeeeeeeeeeee... Ay aylardır bir objectifieddır gidiyo tasarım bloglarında, bütün special screeninglerin biletleri tükeniyo falan filan. Pek bir beklenti içine girmiştim haliyle. Ancak ciddi bir hayalkırıklığı içinde çıktım. Filmin en güzel ögesi logosu :) Çekimler falan da güzel. ancak film gerçek anlamda bişey vermiyo bence. İşte bir grup ünlü tasarımcı tasarım hakkında konuşuyo. Özellikle tasarımcılar için çok bildik şeyler konuşuluyo bence. Tasarımcı olmayanlar için de çok dan dun bi ordan bi burdan sanki. Beğenmedim yani.

Böyle işte, son derece gıcık bir gündü.
Ablam da 'ben sana söylemiştim, benim bir yılım böyle saçma olaylarla doldu taştı' kıvamında konuştu tabiki.
Ancak mücadelem devam edecek, İsveç'i yeneceğim, puhahhahahaa :)

25 Haziran 2009 Perşembe

alışılmadık bir habitat

Geldiğimizden beri her gün etraftaki parklara bahçelere gidiyoruz. Pek bir ağaçlık burası. Çok sakin, temiz, düzenli, oksijenli falan, yani hiç alışık olmadığımız bir habitat :)
Şehir parkına gittik mesela. Peh peh peh pek güzel. Bana biraz İstanbul'daki Gülhane Parkını hatırlattı, ağaçlar falan. Nedir bu illa insan kendi memleketinden bişeyler mi bulmak istiyor artık bilemiycem.


Lund şehir parkı


Kraliçe ve yaveri :)


Parktaki göl


Parktaki göl


Göldeki canlılar


Şehir parkındaki kargalar-çok sayıda karga gördüm-insanı da çok yaşayan cinsten hayvanı da :)

Sonra bir de ablamın evinin hemen dibindeki parka gidiyoruz. Park diyince bizdeki çocuk parkları gelmesin aklınıza baya ormanımsı tadda ağaçlar falan, geniş geniş çimlik araziler, böyle evlerin hemen dibinde çok içiçe yani. Çok hoşuma gitti. Yani parka gitmek aslında bahçeye inmek gibi bir şey oluyo.


Yanıbaşımızdaki parkta piknik halleri


Yanıbaşımızdaki parkta piknik halleri

Nasıl geldik?

Her işimiz gibi buraya gelişimizin de oldukça komik, heyecanlı ve son derece şahsımıza münhasır bir hikayesi var ve tabiki bu benden kaynaklanıyor. Bilmem kaç gün boyunca Pegasus sayfasından uçak rezervasyonu yapan ben son derece dikkatsizlik sonucu 19 Haziran 00.45 uçağının aslında 18 Haziranın gecesi olduğunu algılayamamışım. O günün öğlen yemeğinde bir anda babama jeton düştü ve ben inanılmaz bir koşturmaca içinde buldum kendimi. Çamaşır yıka, yemek yap, etrafı topla, temizle, bavul hazırla, ilaçları tamamla, sağlık sigortası yaptır,blablbabla...Tipik bir şekilde bu projeme de Feride'yi kattım. Sağolsun valla, geldi, gelirken domatesimi getirdi, fasulyeyi ayıkladı, manevi destek verdi. Neyse, koşturmaca sonunda hazırlanmayı başardım ve kuzenim bizi havaalanına getirdi. Annem için tekerlekli sandalye ayarladı, çok iyi oldu, yoksa hayli sürüncektik.
Uçtuk uçtuk uçtuk; bu arada bu uçma olayı ne garip bişey ya çok fantastik ve biz bunu çok normal karşılıyoruz, halbuki ne garip tepedesin yani, bulutlar falan, aşağıda evler, tarla, deniz meniz; Kopenhag havaalanına indik. İzbandut gibi iki adam yine tekerlekli sandalyeyle bizi götürmeye gelmiş pek sevindim. Bavulumuzu aldık ve bum, bu kadar kolaylık sağlanırsa mutlaka bir aksilik olmalıdır: bavulun çek çek sapı kırılmış, bu sebeple taşımak zorunda kaldık :( Olsun o kadar da. Neyse işte ablamla buluştuk, bir buluşma fotografı çekmeyi hayal etmiştim ama tabiki çantanın bilmem neresinden makinayı çıkartmaya çok üşendim :) Sonra da 2 tren bir otobüs şeklinde eve geldik.
Tabiki bugünün en önemli unsurlarından biri havaydı. Burada 19 Hazirarn yaz ortası bayramı olarak kutlansa da o günün yazla mazla pek bi alakası yoktu. Hayli soğuk ve yağışlıydı (bakınız fotolar). Allahtan değişti bu durum :)
Neyse az laf bol foto olsun diyorum.


kopenhag-malmö treni-dikkat: saat sabah 4 .30 falandı heralde bakınız hava ne kadar aydınlık


malmö tren istasyonu


ablamın evi-ortadaki kutu muhteşem ganimetlerle doluydu-teşkür ederiz :)


ilk kahvaltı-manzaraya nazır


yağmur sonrası gökkuşağı

Giriş :)

Herkese tek tek şunu yaptık bunu yaptık diye anlatmaktansa bir blog açalım dedik, daha doğrusu bunu ben dedim enthusiastic yapım sağolsun, ablam ise göz devirdi, annem de hemen adapte olup blogumuzun ismini buldu, canım benim.
Takip ediniz :)