ablamla internet üzeri sohbetlerimizin vazgeçilmez öğesi odasının manzarasıydı. geldik gördük. hakkaten demirbaş sohbet öğeliğini hak ediyormuş. odada biri hayli büyük biri de hayli küçük iki pencere var. büyük pencereden lund şehir parkını görüyosun. tabiki son derece ağaçlık bir alan. bir de bi kaç tane ev çatısı, yolların ışıkları, taa merkezdeki kilisenin kuleleri falan veeee gökyüzüüüüü. önü alabildiğine açıklık yani. bu sebeple insanda sürekli bir etrafa bakma, gökyüzünü inceleme isteği falan uyandırıyor. ben bu ilgiye çıplak gözle gökbilimi adını verdim zira ablam olayla hayli takıntılı bi hale gelmiş iki lafın birisi şurdaki buluta bak, güneşe bak, yağmura bak, yağmur sonrası güneşe bak, gökkuşağına bak, aya bak, yıldıza bak, saate bak gökyüzündeki aydınlığa bak şeklinde oluyor. ama hakkaten insan bir süre sonra bu hale geliyor. ben de başladım yani.
velhasıl :) geçen gün burda ystad diye bi şehir var oraya gittim. yolda giderken yine kendimi çıplak gözle gökbilimi olayının içinde buldum. ama ne inanılmaz manzaralar vardı gökyüzünde anlatamam. bir bulutlar bir bulutlar, çok gerçek dışı manzaralar vardı vallahi. sonra bir an şöyle düşündüm yahu bu bulutlar türkiye'dekilerden farklı mı ki bu kadar takıntılı olduk? muhtemelen türkiye'de de var da bina kalabalığından gökyüzünü parçalar halinde gördüğümüzden fark edemiyoruz sanırsam. niye mahvettik yahu ülkemizi :(
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder