22 Temmuz 2009 Çarşamba

17 Temmuz 2009 Cuma

bjarred

dün bjarred diye bir sahil muhitine gittik.
buranın özelliği çok sığ bir denizinin olması sebebiyle 500m'lik bir iskeleye sahip olması (çirkin bir cümle oldu ama düzeltemiycem).
iskelenin sonunda da kafe ve sauna var.
ayrıca bu noktadan turning torso'yu ve danimarka isveç arasındaki köprüyü görmek mümkün.
yani hayli güzel bir manzara.
tabi denize giden yol da çok güzel, ormanlık bir alandan geçiyorsun ve ta taaaaaaaaaaaa....
amma velakin hava bir anda bozdu ve yağmur falan yağdı, biz de gayet hazırlıksızdık, biraz üşüdük. tipik bir isveç hikayesi yaşadık yine yani :)
işte bir kaç foto:





14 Temmuz 2009 Salı

hej heeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeej

isveç'teki en değişik gözlemlerimden birisi isveçlilerin hej deme merakı. 'hej' türkçe'de merhabaya denk geliyor. otobüse biniyosun şoför hej diyor, kasaya geliyorsun kasiyer hej diyor falan filan. bir de bu hej deme olayı öyle uyuz bir şekilde ha demişsin ha dememişsin ayrımında değil. hakkaten baya istekli bir şekilde hej diyorlar, yüzlerine de bir gülücük konduruyolar. dahası bazıları kendilerini alamayıp bir pekiştirme katıyo ve hejhej diyo.
muhtemelen eskiden bizdede öyleydi, vahim türkiye şartları insanların içindeki bütün sevgiyi, saygıyı, heyecanı aldı götürdü. Güya biz sıcakkanlıyız falan ama hiç de öyle gelmiyor valla bana. Otobüse binersin özellikle halk otobüsüyse çabuk çabuk diye azarlanırsın, kasaya gelirsin suratsız bir kasiyerle sıfır iletişim kurarsın falan, zaten sekreter tayfasıyla hele ki hastanedekilerle normal bir iletişim kurman imkansızdır.
Bizimkilere de yüksek yaşam standardı versek değişirler mi ki?

kütüphaneler

burda her şehirde muhakkak ki bir şehir kütüphanesi var. lomma beach'dekine gittik mesela dün. bulunduğu nokta muhteşem. mimarisini de sevdim ben. valla insanın kütüphaneye yerleşip bir dolu şey okuyası, ders çalışası geliyor.


dış cephe


dış cephe


giriş


okuma koltukları


kütüphanenin bahçesi. önünde böyle bi deck var, muhteşem!

lomma beach

dün lund'a yakın bir sahile gittik: lomma
amacımız denize girmek falan değildi tabiki zira hava güzel falan desek de akdeniz değil yani özellikle şu günlerde, bir deniz havası alalım dedik.
amma velakin isveç halkı gayet de denize giriyo valla. ayaklarımızı soktuk biz de adeta bir buz :)
denizi soğuk ama güzel bi sahil bence, bir el değmemiş havası var. sanırım bizdeki bu şezlong şemsiye olayından fena sıkılmışım boş sahilleri daha çok seviyorum. sonra acayip sığ bi deniz, rüzgarı da bol olduğu için rüzgar sörfü için çok elverişli. hani sörfçüsünüzdür de yeni sahiller keşfetmek istiyosunuzdur hemen söyleyeyim :)









11 Temmuz 2009 Cumartesi

hjarup

efenim dün lund'a pek yakın bir muhit olan hjarup'a gittik. buranın özelliği pek iyi korunmuş bir mimarisinin olması. Kasabanın etrafında şehir duvarları var, içerisi de eski tip evlerle dolu. Evlerde hala insanlar yaşıyor, acayip bakımlı falan. Tabi bi Türk olarak buna pek bir şaşırıyor insan zira biz hiçbir şeyi korumayı beceremiyoruz, yok etmekte üstümüze yok yani. Ama burda bunu çok iyi başarıyolar, muhakkak ki her şehirde öyle bi eski şehir merkezi var ve dökülmüyor. Hatta dökülmek şöyle dursun, katalog veya dergi çekimi için hazırlanmış gibi adeta. Böyle şirin şirin renklerde evler, önünde bi bisiklet, çiçek miçek, zaten sürekli yağmur falan yağdığı için her yerin tozu alınmış gibi acayip temiz...Öyle işte, alınız bir kaç foto:









10 Temmuz 2009 Cuma

bulutlar mulutlar

ablamla internet üzeri sohbetlerimizin vazgeçilmez öğesi odasının manzarasıydı. geldik gördük. hakkaten demirbaş sohbet öğeliğini hak ediyormuş. odada biri hayli büyük biri de hayli küçük iki pencere var. büyük pencereden lund şehir parkını görüyosun. tabiki son derece ağaçlık bir alan. bir de bi kaç tane ev çatısı, yolların ışıkları, taa merkezdeki kilisenin kuleleri falan veeee gökyüzüüüüü. önü alabildiğine açıklık yani. bu sebeple insanda sürekli bir etrafa bakma, gökyüzünü inceleme isteği falan uyandırıyor. ben bu ilgiye çıplak gözle gökbilimi adını verdim zira ablam olayla hayli takıntılı bi hale gelmiş iki lafın birisi şurdaki buluta bak, güneşe bak, yağmura bak, yağmur sonrası güneşe bak, gökkuşağına bak, aya bak, yıldıza bak, saate bak gökyüzündeki aydınlığa bak şeklinde oluyor. ama hakkaten insan bir süre sonra bu hale geliyor. ben de başladım yani.
velhasıl :) geçen gün burda ystad diye bi şehir var oraya gittim. yolda giderken yine kendimi çıplak gözle gökbilimi olayının içinde buldum. ama ne inanılmaz manzaralar vardı gökyüzünde anlatamam. bir bulutlar bir bulutlar, çok gerçek dışı manzaralar vardı vallahi. sonra bir an şöyle düşündüm yahu bu bulutlar türkiye'dekilerden farklı mı ki bu kadar takıntılı olduk? muhtemelen türkiye'de de var da bina kalabalığından gökyüzünü parçalar halinde gördüğümüzden fark edemiyoruz sanırsam. niye mahvettik yahu ülkemizi :(

7 Temmuz 2009 Salı

hjarup

i d like to inform everryone that if u wanna visit hjarup don t take the bus!!!!

6 Temmuz 2009 Pazartesi

pazar mazar

annemin pazar sevdası sebebiyle ilk geldiğimiz hafta lund'un pazarına gittik. herşey gibi pazarlarımız da oldukça faarklı :) burda pazar haftaiçi hergün buranın bir meydanında saat 12ye kadar açık olurmuş. bağıran çağıran hiçbir satıcının olmadığı ve bu satıcıların da pek bir bakımlı, güzel, yakışıklı, genç ve cool olduğunu düşünün bir de buna hayli pahalı fiyatların olduğu meyve sebze ekleyin, işte buranın pazarı öyle bişey. bi de illa ki çiçekçiler var pazarda.





malmö

geçen gün malmö'ye gittim, başka bir gün de üçümüz beraber gittik malmöye. sahile gidip oturduk. hatta inanması güç ama güneşlendik, hayli kavrulduk, terledik veeeeee saat akşam üstü 6-7 falandı. Bu arada gittiğimiz sahil tam da calatrava'nın Turning Torso'sunun önündeki sahildi. Hayli pahalı bir muhit burası ama ilginç bir şekilde elini kolunu sallayarak sahile iniyosun. Öyle bizdeki gibi yok bu sahil bu binalara aittir, yok şezlong kirala falan gibi şeyler yok. Güzel bi çevre düzenlemesi yapmışlar, bir dolu oturacak yer var, ister çim ister ahşap falan filan. İşte bir kaç foto :)




30 Haziran 2009 Salı

print almak ne kadar zor olabilir?

Dün çok güzel bir gün geçireceğimi zannediyordum, fazlasıyla yanılmışım. İşte detaylar:
Dün için Kopenhag planları yapmıştım zira tasarım üzerine bir belgesel olan Objectified'ın İskandinav prömiyeri yapılacaktı Kopenhag'da. Ben de parama kıyıp internetten bilet aldım (12 euro). Sonra da pek bir heveslendim. Aldım haritayı elime, açtım kopenhag turist sitesini, müzeler, sergiler vs. okudum, seçtim, işaretledim. Bir tasarım, sanat günü olsun dedim. Velhasıl olamadı. Sebebi ise o kadar salak ki... Şimdik bu internetten aldığım biletin geçerli olabilmesi için kimlik, kredi kartı ve mailine gönderdikleri faturanın 3ünün bir arada bilet gişesine gösterilmesi gerekiyormuş. Yüzbin yerde bunu özellikle vurgulamışlar. Bu sebeple faturanın çıktısını almam gerekiyordu. Bir de müze vs. girişinde indirim için öğrenci kimliği niyetine kabul mektubumun çıktısını alayım dedim. Ablam bu angaryayı kendi yapmayı önerdi. Ben de aa olur mu kendi işimi kendim yapayım, hem de öğreneyim buradaki işleyişi dedim. Buranın kırtasiyesine gittim. Amma velakin kapı duvar. Ablama telefon ettim, telefon duvar. Dedim şurdaki kırtasiyesimsi yere sorayım, beni başka bi printciye gönderdi. Orada hayatımın şoklarından birini yaşadım. Zira 3 adet siyah beyaz A4 için çocuk bana 170 İsveç kronu hesap çıkarttı. Zönk dedim. bu ne ya, bi kağıda bi hesaplamalar yapmış. 3 çarpı 3 artı 160 falan filan. Dedim heralede bu 160 membership falan. Yok değilmiş neymiş alete her çıktı gönderiminde bu ücreti alıyolarmış. Bi anlam veremeden çıktım. Sonradan jeton düştü, bu akıllı a4 çıktıları plotterdan vercekti galiba bana. Oksijen fazlasından beyni sulanmış heralde. Sonra ablamın telefon açıldı. Bana kütüphaneyi tarif etti, gittim, neymiş kapalıymış. Öteki kütüphaneye gittim. Neymiş sistem arızası varmış. Bla bla bla. Kafayı yedim en sonunda aman dedim almıyorum print mrint lanet olsun. Sonra tren istasyonuna gittim. Treni kaçırdım. 15dakka falan bekledim, trene bindim, Malmö'de indim. Kopenhag bileti aldım. Merkez istasyonda indim. Bir elimde harita, caddelerin ismini kontrol ede ede koştum. filme yetişmeyi başardım. Ve kimse aptal faturayı sormadı. Boşu boşuna bi ton uğraşmışım vaktimi gereksiz yere harcamışım. Planladığım hiçbir yere gidemedim haliyle. Filme gelinceeeeeeeeeeeee... Ay aylardır bir objectifieddır gidiyo tasarım bloglarında, bütün special screeninglerin biletleri tükeniyo falan filan. Pek bir beklenti içine girmiştim haliyle. Ancak ciddi bir hayalkırıklığı içinde çıktım. Filmin en güzel ögesi logosu :) Çekimler falan da güzel. ancak film gerçek anlamda bişey vermiyo bence. İşte bir grup ünlü tasarımcı tasarım hakkında konuşuyo. Özellikle tasarımcılar için çok bildik şeyler konuşuluyo bence. Tasarımcı olmayanlar için de çok dan dun bi ordan bi burdan sanki. Beğenmedim yani.

Böyle işte, son derece gıcık bir gündü.
Ablam da 'ben sana söylemiştim, benim bir yılım böyle saçma olaylarla doldu taştı' kıvamında konuştu tabiki.
Ancak mücadelem devam edecek, İsveç'i yeneceğim, puhahhahahaa :)

25 Haziran 2009 Perşembe

alışılmadık bir habitat

Geldiğimizden beri her gün etraftaki parklara bahçelere gidiyoruz. Pek bir ağaçlık burası. Çok sakin, temiz, düzenli, oksijenli falan, yani hiç alışık olmadığımız bir habitat :)
Şehir parkına gittik mesela. Peh peh peh pek güzel. Bana biraz İstanbul'daki Gülhane Parkını hatırlattı, ağaçlar falan. Nedir bu illa insan kendi memleketinden bişeyler mi bulmak istiyor artık bilemiycem.


Lund şehir parkı


Kraliçe ve yaveri :)


Parktaki göl


Parktaki göl


Göldeki canlılar


Şehir parkındaki kargalar-çok sayıda karga gördüm-insanı da çok yaşayan cinsten hayvanı da :)

Sonra bir de ablamın evinin hemen dibindeki parka gidiyoruz. Park diyince bizdeki çocuk parkları gelmesin aklınıza baya ormanımsı tadda ağaçlar falan, geniş geniş çimlik araziler, böyle evlerin hemen dibinde çok içiçe yani. Çok hoşuma gitti. Yani parka gitmek aslında bahçeye inmek gibi bir şey oluyo.


Yanıbaşımızdaki parkta piknik halleri


Yanıbaşımızdaki parkta piknik halleri

Nasıl geldik?

Her işimiz gibi buraya gelişimizin de oldukça komik, heyecanlı ve son derece şahsımıza münhasır bir hikayesi var ve tabiki bu benden kaynaklanıyor. Bilmem kaç gün boyunca Pegasus sayfasından uçak rezervasyonu yapan ben son derece dikkatsizlik sonucu 19 Haziran 00.45 uçağının aslında 18 Haziranın gecesi olduğunu algılayamamışım. O günün öğlen yemeğinde bir anda babama jeton düştü ve ben inanılmaz bir koşturmaca içinde buldum kendimi. Çamaşır yıka, yemek yap, etrafı topla, temizle, bavul hazırla, ilaçları tamamla, sağlık sigortası yaptır,blablbabla...Tipik bir şekilde bu projeme de Feride'yi kattım. Sağolsun valla, geldi, gelirken domatesimi getirdi, fasulyeyi ayıkladı, manevi destek verdi. Neyse, koşturmaca sonunda hazırlanmayı başardım ve kuzenim bizi havaalanına getirdi. Annem için tekerlekli sandalye ayarladı, çok iyi oldu, yoksa hayli sürüncektik.
Uçtuk uçtuk uçtuk; bu arada bu uçma olayı ne garip bişey ya çok fantastik ve biz bunu çok normal karşılıyoruz, halbuki ne garip tepedesin yani, bulutlar falan, aşağıda evler, tarla, deniz meniz; Kopenhag havaalanına indik. İzbandut gibi iki adam yine tekerlekli sandalyeyle bizi götürmeye gelmiş pek sevindim. Bavulumuzu aldık ve bum, bu kadar kolaylık sağlanırsa mutlaka bir aksilik olmalıdır: bavulun çek çek sapı kırılmış, bu sebeple taşımak zorunda kaldık :( Olsun o kadar da. Neyse işte ablamla buluştuk, bir buluşma fotografı çekmeyi hayal etmiştim ama tabiki çantanın bilmem neresinden makinayı çıkartmaya çok üşendim :) Sonra da 2 tren bir otobüs şeklinde eve geldik.
Tabiki bugünün en önemli unsurlarından biri havaydı. Burada 19 Hazirarn yaz ortası bayramı olarak kutlansa da o günün yazla mazla pek bi alakası yoktu. Hayli soğuk ve yağışlıydı (bakınız fotolar). Allahtan değişti bu durum :)
Neyse az laf bol foto olsun diyorum.


kopenhag-malmö treni-dikkat: saat sabah 4 .30 falandı heralde bakınız hava ne kadar aydınlık


malmö tren istasyonu


ablamın evi-ortadaki kutu muhteşem ganimetlerle doluydu-teşkür ederiz :)


ilk kahvaltı-manzaraya nazır


yağmur sonrası gökkuşağı

Giriş :)

Herkese tek tek şunu yaptık bunu yaptık diye anlatmaktansa bir blog açalım dedik, daha doğrusu bunu ben dedim enthusiastic yapım sağolsun, ablam ise göz devirdi, annem de hemen adapte olup blogumuzun ismini buldu, canım benim.
Takip ediniz :)